Anasayfa | İnsan Kaynakları | English
   ANKET
  Erkeklerin hemşire olabilmelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
  Olumlu buluyorum
  Olumsuz buluyorum
  İlgilenmiyorum / Fikrim yok
   

 
  Diyabet

Diyabet Nedir?
Diyabet, pankreas bezinden salınan insülinin eksikliği ya da görevini yapamamasına bağlı kandaki şekerin sürekli yükselmesi, müzmin, sinsi, geç kalınırsa dönüşümsüz komplikasyonlarla seyreden, yaşam boyu sürüp yaşam kalitesini bozan, maliyeti yüksek, sürekli eğitimi gerektiren, soya çeken bir sendromdur.
İnsülin, yiyeceklerimizden aldığımız karbonhidratlar (şeker üreten unsurlar), kanda glukoza dönüşür. Hücrelerin enerji kaynağı olan glükoz insülin aracılığı ile hücre içine girer. Eğer insülin yoksa, azsa ya da görevini yapamıyorsa glukoz hücreye giremez ve kanda kalarak kandaki şeker seviyesini yükseltir. Aç karnına kan şekeri % 126-140 mg.'I birkaç kez değişik zamanlarda aşan insanlara şeker tanısı konur. Kandaki şeker % 180 mg.'I aşarsa idrarda şeker bulunur.

Esas olarak Tip 1 ve Tip 2 olmak üzere iki tür diyabet vardır:

  • Tip 1 diyabet, çocuklarda ve gençlerde daha sık görülür.
  • Tip 1 diyabetlilerin vücutlarında yeterli insülin yoktur, çünkü insülin salgılayan pankreas bezinin adacık (beta) hücrelerinde bozukluk vardır.
  • Tip 2 diyabet, ileri yaşlarda ve şişmanlarda daha sık görülür. Bunlarda insülin yetersizliğinden daha çok, insülinin hücreler üzerinde gerekli etkiyi gösterememesi söz konusudur yani insülinin varlığına rağmen insüline direnç vardır.

Tip 1 Diyabet Tip 1 Diyabet Nasıl Meydana Gelir?
Günümüzdeki bilgiler,Tip 1 diyabetin genetik yatkınlığı olan kişilerde çevresel bir faktörün etkisiyle başladığını göstermektedir. Vücut insülin üreten kendi adacık hücrelerini düşman olarak görmekte ve onları yok etmeye uğraşmaktadır. Bu tür hastalıklara otoimmün hastalık denmektedir. Bağışıklık sistemi bozukluğu hastalığıdır.
Dünyada her yıl 100.000 çocuktan 10-40 tanesinde Tip 1 diyabet gelişmektedir. En sık Finlandiya'da görülmektedir. Şu andaki bilgilere göre, bir çocukta Tip 1 diyabet gelişmesini önlemek ve diyabeti tam olarak iyileştirmek mümkün değildir.
Bununla birlikte diyabetin kesin ve kalıcı tedavisi için çok yoğun çalışmalar sürdürülmektedir. ( Adacık hücre nakli, immün sistemi süprese eden ilaçlar)

Belirtileri:

  • Ani kilo kaybı
  • Anormal ağız kuruluğu ve su içme
  • Sık idrara çıkma
  • Halsizlik ve aşırı yorgunluk
  • Sürekli açlık hissi
  • Görme keskinliğinde azalma, bulanık görme
  • Tekrarlayan enfeksiyonlar
  • Çocuklarda gece yatağını ıslatma
  • Uykuya meyil

Tip 1 Diyabet Tedavisinin İlkeleri:

  • Tip 1 diyabet tedavisi esas olarak vücut tarafından üretilemeyen insülin hormonunun yeterli miktarda ve uygun zamanda yerine konmasına dayanmaktadır.
  • Beslenme planlanması, egzersiz, sevgi, bilgi ve kendi kendine bakım tedavinin diğer yönlerini oluşturur.
  • Her Diyabetli;
    • Diyabet tedavisi konusunda kendi ustalığını geliştirmeli,
    • Ortalama bir doktordan daha çok bilgi sahibi olmalı,
    • Diyabeti kabullenmeyi ve onunla yaşamayı öğrenmelidir.  

Tip 2 Diyabet
En sık görülen Diyabet formudur. Tüm Diyabetiklerin % 90'ını oluşturur. İnsülinle kontrol edilmeleri şart değildir. Oluşumunda iki faktör rol oynar. Genetik yatkınlık ve çevre faktörlerinin etkisiyle ya insülin salınımı bozulur ya da insülinin kullanımında bir sorun vardır. Diyet + programlanmış egzersizle ya da bunlara ağızdan şeker düşürücü hapların ilavesiyle kontrol altına alınır.
Gençlerde görülme oranları son yıllarda giderek artmaktadır.
Tip 2 Diyabetin başlangıcı yavaştır. İnsanların % 30-40'ında hiç belirtisi bulunmaz. Bu nedenle tanısı zordur. Bu ara dönem 7-10 yıl olabilir. Bu dönemde Diyabetin yaptığı hasarlar başlamış, hatta ilerlemiş olabilir.

Tip 2 Diyabetin belirtileri Tip 1 Diyabete benzer. Risk faktörleri:

  • Oturgan hayat
  • Ailede Diyabet öyküsü
  • Sık gebelik ve iri bebek doğurma
  • Gebelikte Diyabet öyküsü
  • Etnik yapı, asya-Afrika vs. kökenli olma
  • Stres

Diyabet Tedavisinin Amaçları

  • Çok su içme, çok ve gece idrar yapma, halsizlik gibi günlük yaşamda rahatsızlık yaratan bulguların önlenmesi,
  • Diyabetik ketoasidoz ismi verilen diyabet komasının önlenmesi,
  • Şişmanlığa neden olmadan büyüme ve ergenlik gelişiminin sağlanması,
  • Kan şekeri düşüklüğü (hipoglisemi) ataklarının önlenmesi, sayısının ve şiddetinin azaltılması,
  • Okul ve spor gibi normal yaşam aktivitelerinin ve ruhsal iyilik halinin sürdürülmesi,
  • İş sahibi olunması ve evlenerek aile yaşamı kurulması,
  • Uzun dönemli diyabet komplikasyonlarının önlenmesi.

Diyabetik Ketoasidoz Koması
Daha çok, insüline bağımlı diyabet hastalarında gelişir. Burada en önemli faktör insülin eksikliğidir. İnsülin eksikliğinde glikoz hücre içine giremez ve enerji kaynağı olarak kullanılamaz. Vücuda gereken enerji yağlardan elde edilir ve keton cisimleri oluşur. Bunun sonucunda vücudumuzda keton üretimi artar ve ketonlar "zehir" etkisi yaparlar. Hastanın bilinci bozulur ve tedavi edilmezse koma tablosu gelişir.
Keton birikimine bağlı kusma, bulantı, yorgunluk, karın ağrısı, zor ve hızlı nefes alma, nefeste aseton kokusu, bilinç bozukluklarıve diyabet koması gibi bulgular görülür. Bu bulgular hemen hekime başvurmayı gerektirir.

Hipoglisemi (Düşük kan şekeri)

Düşük kan şekeri en uygun koşullarda bile beklenmedik bir anda karşımıza çıkabilmekte, hastaların yaşam kalitesini bozmakta, günlük yaşamı olumsuz etkilemekte, hastanın motivasyonunu azaltmakta, çok seyrek bile olsa hastanın yaşamını tehdit edebilmektedir. Kan şekeri düşüklüğü, insülin, sülfoniüreler, meglitinidler gibi dolaşımdaki insülin düzeylerini artıran tedavi biçimleriyle görülmektedir. İnsülinle oluşan hipoglisemiler daha sık görülmekle beraber kısa süreli ve kolay tedavi edilebilir niteliktedir. Buna karşın ağızdan alınan ilaçlarla görülen hipoglisemiler daha uzun süreli ve tedaviye dirençlidir. Bu nedenle ilaç hipoglisemilerinde hastaların hastanade izlenmesi gereklidir.
Diyabetik hastalar için önemli bir problem olan hipoglisemi, yaşlı Diyabetiklerde daha büyük sorunlara yol açabilmektedir. Vücudun, hipoglisemi ortaya çıktığında kendini savunma mekanizmaları vardır. Bunlar insülin karşıtı yaşam kurtarıcı rol oynarlar. Bu hormonlar sayesinde özellikle genç hastalarda hipoglisemiden fazla korkmadan normale yakın kan şekeri değerleri hedeflenir ve bu insanlar Diyabetin uzun süreli komplikasyonlarından korunabilirler. Hipoglisemi ortaya çıktığında insülin karşıtı etki yaparak şekeri yükselten hormonlar, adrenalin (epinefrin), glukagon, büyüme hormonu ve glukokortikoidlerdir (kortizon). Bu yaşamsal savunma mekanizmaları özellikle yaşlı hastalarda bazı olumsuz etkilere yol açabilir.
İnsanlar yaşlandıkça önemli organları besleyen damarlarda, örneğin kalpteki koroner arterlerde veya beyin damarlarında ateroskleroz veya damar sertliği denen daralma ve sertleşmeler meydana gelir. Diyabetlilerde damar sertliği daha yaygın ve şiddetlidir. Bu nedenle yaşlandıkça kalp krizi, felç gibi damarsal hastalıkların sıklığı artar. Diyabetik insanlarda aynı yaştaki Diyabetli olmayan insanlara oranla bunların görülme sıklığı daha da fazladır.
Hipoglisemi meydana geldiğinde ilk oluşan savunma mekanizmalarından biri böbrek üstü bezinden adrenalin salgılanmasıdır. Adrenalinin kan şekerini yükseltici etkisi yanında kan basıncını yükseltici, kalp hızını artırıcı ve bazı damarlarda daraltıcı etkisi vardır. Zaten damarlarında daralma ve sertleşmeler olan yaşlı bir Diyabetlide bu etki, sınırda beslenmesi olan kalp veya beyinde iskemi denen beslenme bozukluğuna yol açıp, miyokard infarktüsü veya felçlere sebep olabilir.
Bu nedenle yaşlı Diyabetliler tedavi edilirken hipoglisemiden gençlere oranla daha fazla korkulur. Yaşlıların tedavi hedefleri belirlenirken hipoglisemilere yol açmamak için daha esnek davranılır. İnsülinle oluşan hipoglisemiler, ağızdan alınan ilaçlara oranla daha kısa süreli ve kolay tedavi edilebilir nitelikte olduğu için yaşlı hastalarda hap yerine insülin tercih edilmelidir.

Düşük kan şekerinin nedeni nedir?
Kan şekerinin azalmasına en çok yol açan nedenler şunlardır?

  • Çok fazla insulin veya şeker düşürücü ilaçlar almak
  • Yemekleri veya ara öğünleri yanlış zamanlarda yemek, kaçırmak veya bitirmemek
  • Her zamankinden daha fazla egzersiz yapmak
  • Alkol alınması
  • Kadınlarda mensturasyon (adet kanaması) başlaması
  • Yeni insulin şişesinin kullanılması
  • İnsülin enjeksiyon yerinin değiştirilmesi
  • Sindirim güçlüğü ve mide boşalmasının gecikmesi

Düşük kan şekerinin belirtileri:

  • Sinirlilik
  • Titreme
  • Yorgunluk
  • Terleme
  • Açlık hissi
  • Baş ağrısı
  • Bulanık görme
  • Çarpıntı hissi
  • Dikkat dağılması

Düşük kan şekeri nasıl tedavi edilir?
Kan şekerinizin aşırı düştüğünden şüphe ediryorsanız, kan şekerinizi ölçün. Bulduğunuz değer 70 mg/dl'den (veya doktorunuzun sizing için belirlemiş olduğu değerden) daha düşükse, kan şekeri düzeyini yükseltmek için hemen şekerli bir şeyler yemeniz gerekir.
Şeker, kandaki şeker düzeyinizi diğer besinlere kıyasla daha çabuk yükseltir.
Eğer kan şekeri düzeyinizin düşmüş olabileceğinden şüphe ediyor, ancak ölçüm yapamıyorsanız şeker içeren birşeyler yiyin. Şüpheli bir durumda kan şekerini çok düşük düzeylerde bırakmaktansa, biraz fazla şekerli besin yemek daha güvenlidir.

Bazı şekerli besinler:

  • Küçük kesme şeker ( 2-3 adet suda eritilmiş)
  • Toz şeker ( 2 tatlı kaşığı suda eritilmiş)
  • Meyve suyu ( 1 çay bardağı)
  • Kuru üzüm
  • Kurabiye
Sık sık hipoglisemi meydan geliyorsa ve yukarıdaki önlemlere rağmen kan şekeri düzeyiniz yükselmiyorsa, doktorunuza, hemşirenize veya Diyabet eğiticinize haber verin.

 

< Geri
  Copyright © 2006 Tüm hakları saklıdır. Tasarım : Biyer